Bir adam, en iyi kumaştan bir elbiselik almış. Şalvar ve cübbe diktirecekmiş. Tanıdıkları demiş ki: "Bu havalideki terziler senin kumaşını çalar ve elbisen daracık olur." Adam, "Asla!" demiş: "ben başında durur biçtiririm; kimse bir şey çalamaz!"
Adam kıymetli kumaşı almış, bir terziye gitmiş. Kumaşı masaya koymuş. "Ölçümü alıp, kumaşı biçiniz." demiş. Terzi, "baş üstüne" deyip, işe koyulmuş. Bu arada müşterisini eğlendirmek için bir şeyler anlatmış. Adam başlamış gülmeye. Öyle gülmüş ki gözleri yaşarmış. Terzi bir parça kumaşı kesip, tezgahın altına atmış. Sonra bir fıkra daha anlatmış. Adam kasıklarını tuta tuta gülmüş. Terzi, bir parça daha kumaş kesip saklamış. Tekrar onu eğlendirecek bir şeyler anlatmış. Adam gülmekten yerlere yatacakmış.
Terzi ciddileşmiş ve demiş ki: "Be adam, o kadar güldün eğlendin ki, neredeyse bu kumaştan sana bir elbise çıkmayacak!"
Mevlânâ diyor ki: "Senin ömrün bir kıymetli kumaş gibidir. Onu çaldırmak istemeyenler dahi, eğlencelere dalıp yine çaldırıyor. 80 sene yaşayan bir insan, son günlerinde, 'eyvah! ömrüm kuş tüyü gibi uçup gitmiş!' der." Ölüm, bir istasyon, bir terminal, bir otogar... Bir yolculuk, bir ayrılık noktası. El sallayan, gözyaşı döken olabilir; kalanları bırak, giden nereye gidiyor?
Müslüman, İslamiyet'i yaşarsa, ömür kumaşının üzerini en iyi nakışlarla işlemiş olur. Kumaş değer kazanır. İslamiyet'e uygun olan her iş ibadet sayılır; sadece ahireti cennet olmaz, dünyası da cennet olur.
Gafletteki adam kozadaki ipek böceğine benzer. O kendi dünyasından memnundur. Kaynar suya atılacağını bilemez.
Her şeyin bozulduğu bir dünyada, şartlar Hicret'teki kadar ağır değildir. Kurtulmak isteyene yollar açıktır.